İnsanötesi Pedagoji Üzerine - Rosi Braidotti

İnsanötesi dönüşün bazı beklenmedik ve bence içsel olarak çelişkili tepkiler üretmesi şaşırtıcı değil. Örneğin, insanötesi bilimde oldukça baskın bir yönelim, analitik posthümanizm ile normatif yeni-hümanizmin birleştirilmesidir. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneği, ‘süper zekâ’ adı verilen bir araştırma programı aracılığıyla uygulanan, insan güçlenmesinin transhümanist ilkelerine dayanan, Oxford İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’dür. Nick Bostrom (2014) tarafından yönetilen bu enstitü, insanötesini, süperinsan üst-akılcı bir varlık olarak tanımlamak için beyin araştırmalarını robotik ve bilgisayar bilimleriyle, ayrıca klinik psikoloji ve analitik felsefeyle birleştirmektedir. Yirmi birinci yüzyılın teknolojik arabuluculuk teşhisini, ‘[Erkek]İnsan’ türünün ilerlemesine ilişkin on sekizinci yüzyıl hümanist idealinin sorgulanmayan bir bilimsel akılcılık ideali temelinde yinelenmesiyle birleştirmektedir.


Bu içsel olarak çelişkili duruşu birkaç açıdan tatmin edici bulmuyorum: birincisi, insan / insan olmayan sinirsel tekno-geliştirme çapraz projesini, çağdaş sinir ve yaşam bilimlerinde iş başında olan madde görüşünden ziyade Kartezyen ikicilikten ödünç alınmış bir akıl tanımına yönelik bir inançla birleştirmenin kavramsal zorluklarını örtbas etmektedir. Transhümanizm, tüm oluşları çapraz biçimde bağlayan—ki söz konusu insanlarsa dağıtılmış ve teknolojinin aracılık ettiği bir bilinç üreten—kendi kendini organize eden, dinamik dokuyu ön plana çıkarmak yerine insan zekasını tam da çağdaş bilimin geride bırakıldığını iddia ettiği ikiliklere indirgemektedir. Bu sarsıcı çelişkiler yalnızca büyük bir teorik ve ahlaki jetlag vakasına neden olabilir. Fakat insanötesi durumun meydan okuması, şimdinin karmaşıklığını hesaba katmamız gerektiğidir; zamanımıza layık olmalıyız.


İkincisi, insanmerkezciliğin ötesinde bir yaklaşımın yeni-hümanist unsurlarla birleştirilmesi tatmin edici değildir. Çünkü bu [birleştirme], bu projenin sosyo-politik sonuçlarını, yani yetkilendirme ve erişim meselesini bastırmaktadır. Bazı bireylerin veya sınıfların geliştirmeye hak kazanması açısından uygulanabilecek seçim kriterleri düşüncesi insanı ürpertiyor. Bu sosyo-biyolojik müdahaleyi türümüzü bir bütün olarak özgürleştirecek evrimsel bir adım olarak sunmak, yaralamaya aşağılamanın da eklenmesi anlamına gelir.


Bu güncel çelişkilere tepki olarak, insanötesi zamanlarda sosyal açıdan adil bir pedagojinin iki temel şartı yerine getirmesi gerektiğini iddia etmek istiyorum. Birincisi bu [pedagoji] hem analitik hem de normatif düzeyde tutarlı bir şekilde insanötesi olmalıdır. Dolayısıyla bu, insanötesi bir ontolojiye ve yeni bir etiğe ihtiyacı ortaya çıkarır. İkincisi, insandışılaştırma ve ayrımcılığın belirli biçimleriyle çağımızı tanımlayan insanlık dışı ve ölüm-politikasına ilişkin boyutlar dahil olmak üzere, insanötesi çıkmazın sosyo-politik boyutlarını ön plana çıkarmalıdır.


Kaynak: Braidotti, R. (2018). Foreword. In V. Bozalek, R. Braidotti, T. Shefer, & M. Zembylas (Eds.) Socially just pedagogies: Posthumanist, feminist, and materialist perspectives in higher education (pp. xiii-xiv).

  • apple-touch-icon-180x180
  • Twitter Social Icon
  • LinkedIn Social Icon
  • fb