Küreselleşme, Zaman ve Anlam

April 5, 2013

Ekonomik olandan başlayıp siyasi olanla etkileşime giren, oradan hayatlarımıza temas eden bir kavram, küreselleşme. Zaten hiçbir zaman var olmayan suni sınırların etkisini günden güne yitirdiği bir süreçle karşı karşıyayız. Tarih döngüsü içerisinde bazı dönemler ilişkiler yoğunlaşır, sınır tanımaz hale gelir. Bu yoğunlaşma ve sınır tanımazlık mıdır küreselleşme? “Küreselleşme nedir” sorusunun farklı cevapları kitaplarda bulunabilir. “Küreselleşme ne değildir” sorusuna ise ayrıca kafa yormak gerekmektedir. Bu, insanların anlam arayışları açısından da bir çıkış yolu olabilir.

Küreselleşme sanılanın aksine bir ilerlemeyi ifade etmez. Küreselleşme her coğrafyada aynı yoğunlukta da hissedilmeyebilir; toplumların tepkileri farklı olabilir. Bu, her şeyden önce insanların dünyalarını nasıl anlamlandırdıklarıyla ilgilidir. Bu noktada zaman kavramsallaştırması devreye girmektedir.

1895 yılında H. G. Wells tarafından kaleme alınmış bir bilim kurgu romanı olan Zaman Makinesi’ni okuduğumda yukarıda bahsettiğim konu aklıma düştü. Çünkü romanın açtığı pencereden yapılan bir küreselleşme analizi konuya ilişkin söylenegelenlerden farklı bir noktaya varmayı mümkün kılabilirdi. Bu distopya romanında yer verilmiş, “geometrik cisimlerin algılanmasında en-boy-derinlik dışında bir dördüncü boyut olarak zamanın hesaba katılması” iddiası (Wells, 2000) akla, küreselleşmenin ne olmadığını anlamak için zaman kavramının tam olarak anlaşılması gerektiği fikrini getirmektedir. Zamanın çözümlenmesi, küreselleşmenin ne olmadığını göstereceğinden insanların anlam dünyalarını berraklaştırma potansiyeline sahip görünmektedir.

Herhangi bir cismin ifadesinde x, y, z koordinatlarına ihtiyaç duyulduğu genel geçer bir bilgi olarak kabul görmektedir. Bu koordinatların, cismin varlığını uzayda mümkün kıldığı yönünde bir kabul de mevcuttur. Ancak bir cismin “gerçekleşmesi”, uzay ile arasında bir ilişkinin ortaya çıkışıyla mümkündür ve bu ilişki ise ifadesini zaman kavramında bulmuştur. Bu nedenle, uzay ve zaman diye iki kavramdan ziyade cismin uzaydaki konumuna karşılık gelen zaman şeklinde bir denklem daha mantıklı görünmektedir. Örneğin; İstanbul’da yaşayan bir insan, yolculuk edeceği zamanda gideceği mekanı yine İstanbul olarak seçmezse uzayın başka bir mekanında algı kaybı yaşayacaktır. Dolayısıyla yaşadığı zamanla gittiği zamanı karşılaştırmakta güçlük çekecektir. Zamanın uzay ve cisim ile ilişkilendirilmesi ise bu algı kaybını ve karşılaştırma zorluğunu telafi edecektir.

Zamanın, uzay ve cisim ile olan temasından kaynaklanan göreceli halini hesaba katmayan birinin yaşayacağı güçlük de İstanbullu’nun yaşayacağıyla benzerdir. Kanımca, zamanın göreceli halini hesaba katmak, küreselleşmenin ilerleyen bir süreci karşılamadığı gerçeğine ulaşmayı kolaylaştırabilir. Buradan hareketle, 1600’lerin Avrupa’sında cisim (örneğin savaş halindeki toplumlar) ile uzay (örneğin toplumların içinde bulundukları görecelilik yaratan şartlar) arasındaki ilişkinin bu topraklarda ulus-devlet modeline yönelen bir düzenin oluşmasına katkıda bulunduğu söylenebilir. Öte yandan, aynı dönemde, örneğin Çin, Avrupa’daki ilişkilere karşılık gelen zamanı yaşamamakta ve Asya coğrafyasında meydana gelen ilişkilerin neden olduğu başka bir zamanı yaşamaktadır. Avrupa’nın saldırgan dış politikalarla hareket ettiği dönemlere kadar da bu böyle sürmüştür. Bu sebeple her iki ilişkiyi de aynı zaman kavramıyla anlatma eğiliminde olmak birinin diğerine göre daha ileride olduğu çıkarımına yol açacağı için analizin sağlığı açısından tehlikelidir. Ayrıca küreselleşmeyle birlikte Çin’in Avrupa’da kurulan dünya düzenine uyduğu savı da ayrıca tehlike arz etmektedir. İlişkilerdeki yoğunlaşma nedeniyle etkileşimin üst düzeye çıktığı bir sürece girilmiş, ancak Çin kendi küreselleşmesini yaşamıştır, yaşamaya devam etmektedir. Dahası, Çin’de yaşayan bir kişinin anlam dünyası da Avrupa’da yaşayandan farklı şekillenmiş ve şekillenmeye devam etmektedir.

Vestfalya Antlaşması’nı (1648) yaşayan bir kişinin aynı dönemde Çin İmparatorluğu’na götürülmesinin onda yaratacağı etkinin, bir başka kişinin başka bir yüzyıla yolculuk etmesinin yaratacağı etkiden farksız olması gibi küreselleşmenin iktidardan ve zamandan bağımsız ele alınışı da kavramı muğlaklaştırmaktadır. Böylesi bir analizin sağlıklı olabilmesi için küreselleşmenin güç ile ilişkilendirilmesi ve görecelilik yaratan şartların mutlaka hesaba katılması gerekmektedir.

  • Wells, H. G. (2000). Zaman Makinesi (Çev. V. Gürses). İstanbul: İthaki Yayınları.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

  • apple-touch-icon-180x180
  • Twitter Social Icon
  • LinkedIn Social Icon
  • Facebook Social Icon